"And I have found both freedom and safety in my madness, the freedom of loneliness and the safety from being understood, for those who understand us enslave something in us. But let me not be too proud of my safety. Even a Thief in a jail is safe from another thief. "

Khalil Gibran (How I Became a Madman)

YENİ ÇIKTI !

NEWS AND ARTICLES / HABERLER VE MAKALELER

Sunday, November 30, 2003

Syria expels Turkey bomb suspects

SOURE: BBC News

Syria has handed over to Turkey 22 people suspected of involvement in recent deadly bomb attacks in Istanbul.
The suspects reportedly fled Turkey after the mid-November bombings, the country's Anatolia news agency reports.

More than 60 people died in four attacks which targeted two synagogues, the British consulate and a British bank within the space of five days.

A BBC correspondent in Istanbul says this is the hardest evidence so far of an international aspect to the attacks.

In Turkey itself, officials have identified the third of four bombers who carried out the attacks.

Istanbul Governor Moammer Guler named the bomber who targeted the HSBC bank as Ilyas Kuncak, who was in his forties and came from the capital, Ankara.

Husband and wife

The Governor of the Turkish border province of Hatai said the Syrian authorities handed over the suspects to Turkish officials.

A Turkish police statement said a husband and wife believed to be connected to bombing prime suspect Azat Ekinci were among the group.

Mr Ekinci was not among the suspects transferred to Turkey.

Twenty-one people have so far been arrested in connection with the attacks and 16 more are being interrogated.

Progress

The expulsions were the latest sign of progress in the investigation into the bombings.

On Saturday, Turkey laid its first charge against a suspect in connection with one of the synagogue bombings.

Police said the man was captured trying to cross into Iran.

He was charged with attempting to overthrow Turkey's "constitutional order by force" - a crime which has been used in past terror trials and carries a punishment of life imprisonment.

The suspect is believed to have gathered intelligence on Istanbul's Beth Israel synagogue and ordered the bombing on 15 November.

Turkish authorities have named 29-year-old Mesut Cabuk and Gokhan Elaltuntas, 22, as the suicide bombers who blew up Beth Israel and Neve Shalom synagogues respectively.

Monday, July 28, 2003

The Syrian Bet (Seymour M. Hersh- The New Yorker)

Türk-Arap sentezi!! (Hüsnü Mahalli- Yeni Şafak)

17 yıl aradan sonra yarın ilk kez bir Suriye Başbakanı Türkiye'ye geliyor.. Halep Valisi iken sık sık Türkiye'ye gelen Muhammed Mustafa Miro, bu kez Başbakan olarak misafirmiz!!
Bir anlamda kaderi de Başbakan Erdoğan'a benziyor..

Çünkü Suriye sisteminde vali aynı zamnda belediye başkanıdır..

Ancak Sayın Erdoğan İstanbul Belediye Başkanı iken Suriye'ye gitmek istemiş ancak zamanın İçişleri Bakanı buna izin vermemişti!!

Suriyeliler ve tabiî ki Ankara, Miro'nun ziyaretini çok önemsiyorlar.. Çünkü Başkan Beşşar Esad'ın ziyaretine hazırlık niteliği taşımaktadır ..

Abdullah Öcalan'ın 9 Ekim'de Suriye'den ayrılmasından sonra 20 Ekim'de iki ülke arasında Güvenlik İşbirliği Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile iki ülke arasında çok hızlı ve olumlu bir süreç başladı. Cumhurbaşkanı Sayın Sezer'in Hafız Esad'ın cenaze törenine katılması Suriye halkını ve yönetimini derinden etkiledi. Yeni Başkan Beşşar Esad, Türkiye ile ilişkilerin her alanda hızla geliştirilmesi için kesin talimat verdi. Bu süre içinde 40'ı aşkın bakan karşılıklı ziyaretlerde bulundu.

İki ülke arasındaki ticaret hacmi bir milyar doları aştı..

İmzalanacak yeni anlaşmalar ve atılacak somut adımlarla bu rakamın 2 milyar dolara ulaştırılması amaçlanmaktadır..

İki ülke arasında neredeyse hiçbir sorun kalmadı.. Güvenlik konusunda çok yoğun bir işbirliği var.. Su meselesi ise karşılıklı güvene dayalı ve olumlu diyaloglar çerçevesinde tartışılmakta ve çözüm yoluna sokulmaktadır.

İnanıyorum ki Hatay konusu da bu güven ve diyalog çerçevesinde çözülecektir.
Türkiye ile 900 kilometre sınırı olan Suriye'nin bu ülke ile ilişkilerine çok özel ve yoğun ilgi duyduğunu biliyorum.

Türkiye'nin de Suriye ile ilişkilerine yeni ve çok olumlu bir bakış açısı içinde yaklaştığını da biliyorum.

Nitekim Sayın Gül Başbakan iken çıktığı Ortadoğu turunda ilk durak olarak Suriye'yi seçmesi de bunun kanıtıdır. Sayın Gül, dış baskılara rağmen Bakan olarak da Şam'a gitmekten çekinmemiştir. Suriyeliler de Sayın Gül'e gösterdikleri olağanüstü ilgiyle bu davranışlara ne kadar değer biçtiklerini kanıtladılar.. Sayın Gül ile Sayın Esad ve Suriyeli yöneticiler arasında karşılıklı güven ve dostluğa dayalı çok güçlü kişisel ilişkiler kuruldu. İnanıyorum ki, bu ilişkiler çok şeyi çözecek ve bir çok zorluğun üstesinden gelecektir!!

Elbette geçmişin izlerini silmek pek kolay olmuyor.. Ama bu mutlaka gereklidir.. Tarihte birbirlerinin boğazına sarılan devletler ve halklar bugün birlikte yaşamanın maddi ve manevi yararlarını paylaşmaktadırlar.

Fransa, İngiltere, İtalya ve Yunanistan'a karşı Kurtuluş Savaşı veren Türkiye bugün bu ülkelerin oluşturduğu Avrupa Birliği'ne katılmak için bu ülkelerin tüm istek ve şartlarını yerine getiriyor.

Oysa Türkler ile Araplar ve tabii ki Suriyeliler 400 yıl birlikte yaşadılar ve yine birlikte Haçlılar'a ve siyonistlere karşı savaştılar.

Birilerinin tarihin belli bir döneminde başkalarına karşı işlediği suçu, bir halk veya ulus üzerine yıkmak pek mantıklı olmsa gerek..

Örnek mi istiyorsunuz.

İşte ben ..

Lise öğrenimimi Suriye'de tamamladıktan sonra, Türkiye'ye geldim. Bu ülkenin üniversitelerinde eğitimimi tamamladıktan sonra burada kaldım ve bir Türk bayan ile evlendim..

Türkiye, Suriye ve Araplar'a karşı yanlış bir davranışta bulunduğunda bizimkiler bana takılır ve 'seninkiler bak ne yapıyor' derler..

Benzer şekilde de Türkiye'deki dostlarım da 'senin bu Araplar ne yapıyor yahu' diyerek takılmaktan geri kalmıyorlar..

Ama ben ister Türk, ister Arap ister yabancı televizyon ve gazetelerdeki tüm konuşmalarımda hep iki tarafın iyiliği ve esenliği için çaba gösterdim ve göstereceğim..

Şimdi soruyorum ben bir Suriye vatandaşı olarak bir Suriyeli ya da Arap mıyım yoksa Türkiyeli miyim.. Doğrusunu isterseniz ben de bu sorunun cevabını bilmiyorum.. Pek de önemli değil diye düşünüyorum..

Çünkü ben kendimi bir Türk-Arap sentezinin bir ürünü olarak algılıyorum ve öyle yaşıyorum..
Ben Türkiye insanlarının mutlu olduğunu istediğim kadar Suriyeliler'in ve tüm Araplar'ın (tabiî ki barış ve dostluktan yana tüm insanların da) da Türkler'le dost olmalarını istiyorum ve bunun için çalışıyorum..

Çünkü inanıyorum ki, ancak ve ancak bu dostluklarla Türkiye tüm sorunlarını çözebilir. Türkiye, Suriye ve diğer Arap ve Müslüman ülkelere yakınlaştıkça hep kârlı çıkacaktır.

Hiç kimse bu yakınlaşma ve dostluklara farklı anlamlar yüklemesin..

Araplar'la ilişkiler hiçbir zaman AB'ye alternatif olmadığı gibi, Amerika'ya karşı da bir blok çabası değildir.

Suriye ve Araplar'la ilişkiler ise hiçbir şekilde 'laik ve demokratik sisteme karşı' bir eylem içermemektedir..

Tersine Türkiye, ancak ve ancak dürüst, samami ve direkt ilişkilerle kendi demokratik laik sistemini bölge ülkelerine yansıtabilir ve bu ülkelerin ve halklarının tepkileriyle kendi deneyimini zenginleştirebilir..

Böyle bir Türkiye'nin AB'deki şansı daha fazla olur..

Son yıllarda Suriye'ye giden Türkler'in bu ülkenin her şeyi ile Türkler'e ne kadar benzediğini hayretler içinde gördüler..

Şimdi amaç bu benzerliklerin ortak çıkarlar uğruna kullanılmasını sağlamaktır..
Son 50 yıldır tüm komşuları ile gergin ilişkiler içinde olan Türkiye'nin ne kadar zararlı çıktığı ortadadır.

Bu gerginliklerin kimin suçu olduğunu tartışmak bundan böyle hiç kimseye yarar sağlamayacaktır.

Uluslararası ve bölgesel ilişkilerde meydana gelen yeni oluşum ve dengeler ışığında Türkiye de eski alışkanlıklarından vaz geçmektedir.

AK Parti hükümeti ise bunun için büyük bir şanstır..

Suriye ve tüm bölge halkları AK Parti hükümetine böyle bakmakta ve bu hükümetin, partinin ve kadrolarının kendilerini mahcup etmeyeceğine inanmaktadırlar!!

Monday, April 28, 2003

Gül Şam'a gidiyor!! (Hüsnü Mahalli- Yeni Şafak)

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül yarın Şam'a gidiyor.. Kerkük'te gelişen olaylar nedeniyle 13 Nisan'daki ziyaretini ertelemek zorunda kalan Gül bu arada İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom'u Ankara'da misafir etti.. Bazı köşe yazarları Şam ziyaretinin ertelenmesinin arkasında Amerikalıların olduğunu yazdılar. Gül ise bunu yalanladı ve Suriyeli meslektaşı Faruk Şara ile geçen hafta Riyad'da bir araya geldi.

Böyle bir buluşma ve Gül'ün Şam'ı ziyaret edeceği yönündeki açıklamaları aynı köşe yazarlarını memnun etmedi..

Bu yazarlara göre Ankara Amerika'nın yeni hedefi haline gelen Suriye'nin yanında gözükmemelidir.. Yine onlara göre 'yıllarca PKK'yi destekleyen Suriye düşman olarak kalmalıdır'.. Üstelik 'Suriye Hamas Cihat ve Hizbullah gibi terörist örgütleri destekleyerek Ortadoğu barışını da engellemektedir'..

Sanki Filistin halkı gidip de İsrail topraklarını işgal etmiş de bu yazarlar İsraillilere acıyorlar.. Sanki Suriye gidip de İsrail'in toprağını işgal etmiş de Ortadoğu'da barışı Şam engellemektedir..
Bu yazar dostlarımız dünyanın dört bir yanından gelip Filistin toprağını işgal eden ve İsrail devletini kuran yahudiler olduğunu her nedense Türk halkına anlatmıyorlar..

Bu yazar dostlarımız acaba neden İsrail'in Suriye'nin Golan bölgesini 36 yıldır işgal altında tuttuğunu ve tüm BM kararlarına rağmen buradan çekilmediğini yine Türk halkına hatırlatmıyorlar?..

Yine bu yazarlar İsrail'in günlük olarak 5-10 Filistinliyi öldürmesini haber yapmazken acaba neden bir intihar eyleminde ölen İsraillileri manşete çekiyorlar?..

Acaba bu yazar dostlarımız neden yahudilere bu denli acıyorlar!!

Suriye'ye gelince..

Bağdat'ın düşmesinin ardından Amerikalılar Suriye'yi Saddam ve yanlılarını saklamakla suçladılar.. Ardından Amerikalılar Irak'ın kimyasal silahlarını Suriye'de sakladığını söylemeye başladılar..

Her iki suçlamayı sert bir dille red eden Şam bir de öneride bulundu: 'Gelin tüm Ortdoğu'yu her türlü kimyasal, nükleer ve biyolojik silahtan arındıralım..'

Bölgede yalnız İsrail'de yüzlerce nükleer, kimyasal ve biyoljik başlık bulunduğunu bilen Amerikalılar Suriye'ye yönelk suçlamalarından vaz geçtiler..

Amerikalı Bakan Colin Powel önümüzdeki hafta Şam'a gidiyor.. Ama dostumuz yazarlara göre Gül gitmemelidir.. Yani kıraldan fazla kıralcı dedikleri bu yazarlar olsa gerek..

Elbette Hafız Esat'ın PKK'ye verdiği destek kabul edilemezdi. Ancak Ekim 1998'de imzalanan Adana anlaşması sonrasında Şam Ankara'dan özür dilemiş ve iki ülke arasına çok boyutlu ve inandırıcı bir işbirliği süreci başlamıştı.

Bugün Suriye Hatay ve su sorununa rağmen Ankara'nın en çok yakın ilişki içinde olduğu bölge ülkelerinin başında gelmektedir.. Bu nedenle Gül başbakan olarak çıktığı Ortadoğu turunda Suriye'yi ilk durak olarak seçmişti ve beklediğinin çok ötesinde bir ilgi ile karşılaşmıştı.

Ama yine de yazar dostlarımız bir türlü ikna olmuyorlardı.. Onlara göre Türkiye'nin tüm eski ve yeni düşmanları 'cici' idi ama Suriye 'kaka' olarak kalmalıydı.. Çünkü birileri böyle istiyordu!!

Peki Suriye'den (halktan mı yoksa devletten mi yoksa Esat'dan mı) bu denli nefret eden bu yazarlar (çevreler) acaba neden Anadolu'yu işgal eden İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunanlıları bu denli seviyorlar?..

Acaba onların deyimi ile 'kahpe Yunan'a ya da 'komünist moskof 'a ne oldu!!

Suriye Hafız Esat döneminde PKK'ye destek verirken bugün yazarlarımızın dostlukları ile öğündükleri bir çok ülke aynı şeyi belki de fazlası ile yapıyordu.. PKK kampları Yunanistan'dan Rusya'ya kadar bir çok Avrupa ülkesinde bulunuyordu.. PKK tüm parasal kaynağını Avrupa ülkelerindeki faaliyetlerinden sağlıyordu ve hala sağlıyor..

Amerikalıların ise Çekiç güç aracılığı ile Kuzey Irak ve Güney Doğu dağlarında PKK'ye malzeme attığını bilmeyen kalmadı..

CIA'nın Mosad ile birlikte Öcalan'ı Kenya'dan kaçırıp idam edilmemek koşulu ile Ankara'ya teslim etmeleri ise ayrı bir konudur. Zamanı gelince bununla ilgili gerçekler de yazılacaktır!!

Ayrıca 1998'den bu yana Türkiye ile yoğun bir güvenlik, siyasi ve ekonomik işbirliği içinde olan Suriye'nin tersine bugün bile birçok Avrupa ülkesi PKK-KADEK ile işbirliğini sürdürmektedir.. Medya Tv dahil PKK'nın bir çok basın-yayın organı AB ve NATO başkenti olan Brüksel'den yayın yapmaktadır..

PKK-KADEK'in bugün bile Avrupa ülkelerinde 300'ü aşkın değişik kurumu bulunmaktadır..
Irak'taki son gelişmelerin ardından Kuzey Irak'taki KADEK yöneticilerinin Amerikalılarla diyalog kurdukları herkesin malumudur..

Peki bu gerçekler ortadayken neden bazı çevreler yalnızca Suriye'yi hedef olarak göstermektedirler?.. Çünkü onlar biliyorlar ki Suriye ile ilişkiler kuran bir Türkiye diğer Arap ülkelerine daha rahat açılabilir..

Suriye ve dolaysıyla Arap ülkeleri ve hatta İran ile iyi ilişkileri olan bir Türkiye AB ile ilişkilerinde kendini daha güçlü hiseder. Komşuları ile barışık ve onlarla ekonomik ilişkileri iyi olan Türkiye Amerikan baskılarına daha fazla direnebilir ve gün gelir 'yahudi lobileri'ne muhtaç kalmaz!!

İşte tüm bu gerçekleri bilen bazı çevreler Türkiye'nin Suriye ve dolaysıyla bölge ülkeleriyle ilişkilerini geliştirilmesini istemiyorlar.

AK Parti'nin ise böyle bir hedefi gerçekleştirmesi bu çevreleri daha da korkutmaktadır!!!

Saturday, January 04, 2003

Başbakan 'Barış' İçin Suriye'yi Ziyaret Etti

SOURCE: VOANEWS
Başbakan Abdullah Gül, Türkiye’yle Suriye’nin, Irak konusunda barışcı çözüm için birlikte hareket edeceklerini açıkladı.

Abdullah Gül bu açıklamayı bugün Şam’da Suriye Devlet Başkanı Beşir Esad ve diğer yetkililerle görüştükten sonra yaptı.

Başbakan Gül, görüşme sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada Irak krizinin savaş çıkmadan çözülebileceğine inandığını belirtti. Savaşın tüm Orta Doğu’yu ciddi biçimde etkileyeceğini vurgulayan Gül, Irak’ı kitle imha silahlarını yasaklayan Birleşmiş Milletler kararlarını yerine getirmeye çağırdı.

Akşam Ankara’ya dönen Başbakan Gül, yarın Mısır, öbür gün de Ürdün’ü ziyaret edecek.
Başbakan Abdullah Gül, Suriye Devlet Başkanı Beşir Esad ve Başbakan Mustafa Miro ile görüştükten sonra düzenlediği basın toplantısında Ankara ve Şam’ın, Amerika’yla Irak arasındaki gerginliğin barışcı yoldan çözümü için daha fazla çaba gösterme konusunda anlaştıklarını açıkladı.

Devlet Başkanı Esad ve diğer yetkililerin Irak konusunda Türkiye’yle aynı görüşleri paylaştığını belirten Başbakan Gül, barışcı çabaların sonuç vermemesi ve savaş çıkması durumunda tüm bölgeyi etkileyecek olumsuz gelişmelerin herkesi kaygılandırdığını bildirdi.

Irak sorununun hala barışcı yoldan çözülebileceğine inandıklarını vurgulayan Gül, Suriyelilerle savaşı önleyecek bazı fikirler üzerinde durduklarını, bu fikirlerin Suriye Dışişleri Bakanı Faruk el-Şara’nın yakında Ankara’ya yapacağı ziyaret ve kendisinin diğer bölge ülkelerindeki temasları sırasında daha da geliştirileceğini söyledi.

Başbakan Abdullah Gül, yarın Mısır, Pazartesi günü de Ürdün’e gidecek. Gül, 11 Ocak’ta Suudi Arabistan’ı ziyaret edecek.

Kimsenin savaş istemediğini, ancak çaba gösterilmezse savaş çıkabileceğini vurgulayan Başbakan Gül, bölgedeki temasları hakkında Amerika’ya bilgi vereceğini de sözlerine ekledi..Gül, temaslarıyla ilgili görüş ve gözlemlerini Washington’a aktarmanın, krizin barışcı yoldan çözülmesini sağlamada yararlı olacağına inandığını söyledi. Ancak savaşın çıkmasını önlemede en büyük sorumluluğun Irak’a düştüğünü belirten Başbakan Gül, Bağdat’ı Birleşmiş Milletler kararlarına tümüyle uymaya çağırdı. Gül, Saddam Hüseyin’in sürgün edilmesi konusunun gündeme gelmediğini de söyledi.

Suriye Devlet Başkanı Esad ise, geçen ay Londra’ya yaptığı üç günlük ziyarette Irak’a askeri müdahalenin terörün artmasına, yeni ekonomik sorunlara ve mülteci akınına yolaçacağı uyarısında bulunmuştu.

Türkiye-Suriye ilişkileri 1998 yılında Şam’ın PKK lideri Abdullah Öcalan’ı sınırdışı etmesinden buyana önemli ölçüde düzelmiş bulunuyor.

Başbakan Gül, iki ülkenin işbirliğini artırma ve dostça ilişkileri güçlendirme konusunda gerekli istek ve kararlılığa sahip olduklarını söyledi.

Turkey and Syria work for peace (BBC News)