"And I have found both freedom and safety in my madness, the freedom of loneliness and the safety from being understood, for those who understand us enslave something in us. But let me not be too proud of my safety. Even a Thief in a jail is safe from another thief. "

Khalil Gibran (How I Became a Madman)

YENİ ÇIKTI !

NEWS AND ARTICLES / HABERLER VE MAKALELER

Tuesday, May 03, 2005

Ferid Gadiri ve Suriye Reform Partisi

Yasin Atlıoğlu

Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 13 Nisan 2005 tarihinde Suriye Arap Cumhuriyeti’nin başkenti Şam’a iki günlük bir resmi ziyarette bulundu. İki sınır komşusu arasında gelişen siyasi ve ekonomik ilişkilerin devamı niteliğinde dostluk ve işbirliğini vurgulamayı amaçlayan ziyaret, Şubat başında Lübnan’da ortaya çıkan gelişmeler ve Washington’un ziyarete yönelik olumsuz bakışını Büyükelçi Edelman’ın ağzından uygunsuz bir şekilde ifade etmesi sonucunda bölgesel dengeleri ve Türkiye devletinin itibarını ilgilendiren tarihsel bir boyut kazanmıştır. Büyükelçi Edelman’ın açıklamaları sonucu oluşan gerginliğin ardından ABD yönetimi, gerek ziyaret öncesi gerekse ziyaret sırasında Türk siyaset yapıcıları ve Türkiye’yi doğrudan hedef alan sert açıklamalardan uzak durmuştur.

Bununla birlikte Sezer’in Şam ziyaretinden iki gün önce Washington’da bir Türk gazetecisine açıklamada bulunan Suriyeli işadamı Ferid Gadiri, Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Şam'a gitmesini diktatoryal bir rejime dolaylı destek olarak algıladığını söylemiş ve Türkiye Devleti’nin bu ziyaretle yanlış yolda olduğunu vurgulayarak dikkatleri üzerine çekmiştir. Peki, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Şam ziyaretini bu kadar rahat ve sert bir şekilde eleştiren Ferid Gadiri kimdir? Amacı nedir? ABD yönetimi ile ilişkilerinin boyutu ne seviyededir? Suriye’nin yakın geleceğinde bir rol oynayabilir mi? Beşşar Esad yönetimi için bir tehdit olabilir mi? Tüm bu soruların yanıtını bulmaya çalışalım…

Halep’ten Washington’a Suriyeli Bir Göçmenin Hikayesi

Ferid Gadiri, Suriye’nin siyasi ve sivil yaşamında pek çok hizmette bulunan seçkin bir Suriyeli ailenin oğlu olarak 1954’te Halep’te dünyaya geldi. 1964’te Suriye’deki siyasi kargaşadan dolayı Beyrut’a yerleşen Gadiri Ailesi, 1975’te Amerika’ya göç etti. Washington’daki Amerikan Üniversitesi’nde aldığı finans ve pazarlama öğrenimini 1979’da bitiren Ferid Gadiri, bir süre önemli Amerikan şirketlerinde çalıştıktan sonra 1983’te kendi şirketini kurdu. 30 yıldır Amerika’da yaşayan Ferid Gadiri’nin siyasete adım atması ise Ekim 2001’de (11 Eylül Saldırıları sonrası) Beşşar Esad yönetiminin demokratik bir rejimle değişmesi gerektiğini savunan Suriye Reform Partisi’ni (Reform Party of Syria- RPS) kurmasıyla gerçekleşmiştir.

RPS, Beşşar Esad liderliğindeki Baas iktidarını sona erdirmek suretiyle seküler ve liberal karakterli demokratik bir reform hareketini Suriye’de başlatma iddiasında olan bir organizasyondur. Partinin üyelerini, Amerika ve Avrupa’daki Suriyeli göçmenlerle Suriye içindeki yerli muhalifler oluşturmaktadır. Partinin genel merkezi Washington DC’ dedir. Aynı zamanda RPS’ in Amerika’da sekiz, Almanya’da iki, İngiltere, Hollanda, Belçika, Ukrayna, Bulgaristan’da birer irtibat bürosu yer almaktadır.

RPS’ in lideri Ferid Gadiri’ye göre, baskıcı Baas Partisi ve ülkesini bir diktatör gibi yöneten Beşşar Esad iktidardan indirilmedikçe demokratik bir Suriye kurulamaz. Hatta Beşşar Esad’ın iktidara gelişinden sonra başlattığı siyasi ve ekonomik açılım politikalarını gerçekçi bulmayan Gadiri, Batılılar tarafından Şam Baharı olarak adlandırılan 2001’deki demokratik açılım dönemini Beşşar’ ın ülke içinde kendine olan sadakati ölçmek için giriştiği bir eylem olarak yorumlamaktadır. Gadiri, Suriye’de insan hakları ve kişisel özgürlüklerdeki eksikliklerin giderilmesinin ve Baasçı şiddet eğilimlerinden kendilerini korunmanın tek yolunun, Suriye’ yi tümüyle kurtarmak için bir yol haritası oluşturmak ve içerden Suriye’ yi zayıflatmak için muhalifleri bir araya getirmek olduğunu düşünmektedir. Bu bağlamda 2003’ te RPS önderliğinde, Suriyeli muhalifleri bir çatı altında toplamayı hedefleyen Suriye Demokratik Koalisyonu (Syrian Democratic Coalition- SDC) oluşturuldu. Pek çok örgüt, parti ve NGO’ nun (Asurî Hareketi, Kürt YEKİTİ Partisi, İnsan ve Kadın Hakları Örgütü gibi…) katıldığı SCD, ilk toplantısını 17- 18 Kasım 2003’te Washington DC’ de gerçekleştirdi ve kurucu üyeler, ABD Kongre üyeleriyle özel görüşmeler gerçekleştirdi. Dışardan gelecek askeri müdahaleyle gerçekleşecek bir iktidar değişimine karşı olan Gadiri, Beşşar rejimini uluslararası siyasi ve diplomatik baskıların yardımıyla içten çökertmek istemektedir. Gadiri, Beşşar sonrası Suriye’ de oluşacak sistem için de Yeni Suriye (New Syria) olarak adlandırılan program dahilinde siyasi, ekonomik, hukuksal ve sosyal reformların gerçekleşmesi gerektiğini savunmaktadır.

Gadiri ABD’nin Suriye Üzerindeki Gölgesi mi?

Harvard Üniversitesi gibi saygın eğitim kurumlarında, Avrupa Parlamentosu, Fransa Parlamentosu, Belçika Senatosu gibi siyasi kurumlarda konuşmalar yapmasına izin verilen Ferid Gadiri, Batılı devletler nezdinde itibarlı ve etkili bir siyasi kişiliğe sahiptir. Partisinin de temel sloganları olan Barış, Özgürlük ve Demokrasi kelimelerini ağzından hiç düşürmeyen Gadiri’ye realist bir uluslararası sistem içinde ABD ve Avrupa’nın bu kadar geniş hareket imkânı ve destek verilmesini sadece savunduğu değerlerle açıklamak yeterli olamaz. Bu noktada, Gadiri’ye yapılan Ahmet Çelebi benzetmelerini ciddiye almak gerekir. Suriye sınırları içinde muhalif aydınlar sınıfının bir kısmı ve Kürt muhalifler dışında tanınmayan ve desteklenmeyen Gadiri’nin RPS’ yi kurduğu 2001 yılından beri Beşşar Esad karşıtı davranışları, ABD’nin yeni dış politika konseptiyle örtüşen bir niteliğe sahiptir. Yakın bir gelecekte Suriye’ye yönelik bir ABD askeri saldırısının gerçekleşme olasılığı düşük bile olsa, Gadiri böyle bir saldırı sonucu yeni oluşacak yeni yönetimin önemli isimlerinden olacaktır. Aslında demokrasiyi güçlülerin hizmetinde bir ideoloji olarak gören ABD karar alıcıları, şu an için Gadiri’yi Suriye yönetimine karşı rahatsızlık yaratıcı ve yıpratıcı bir dış politika aracı gibi kullanmaktadır.

Ferid Gadiri’nin Suriye’nin geleceği hakkındaki fikirlerinde iki yön ön plana çıkarılabilir. Birincisi, Gadiri kesinlikle Beşşar Esad’ın Suriye’deki siyasi ve ekonomik liberalleşmeyi gerçekleştiremeyeceğini düşünmektedir. Gadiri’ ye göre Beşşar Orta Doğu’nun diğer diktatörlerinden ve babasından hiçbir farkı olmayan acımasız bir diktatördür. Beşşar Esad’ı tamamen yok sayan bu yaklaşım tarzı kendi içinde önyargılar ve Batılı bir algılama biçimi taşımaktadır. İkinci olarak da daha önce söylediğimiz gibi Gadiri’nin fikirleri, ABD yönetiminin bölgeyi algılayışıyla paralellik arz etmekte ve uyum içindedir. Gadiri her ne kadar Washington’dan maddi yardım almıyorum dese de ABD Kongre üyeleri ve karar alıcıları ile sürekli iletişim ve işbirliği içindedir. Aynı zamanda Gadiri bir Amerikalı olarak tanımlanmaktan rahatsız değildir ve ABD’nin Orta Doğu politikalarına açık destek vermektedir. Örneğin RPS, Mart 2004’de Kıbrıs üzerinden Suriye ve Lübnan’a yayın yapmaya başlayan Özgür Suriye radyosunun Baas diktasına karşı demokrasi taleplerini dile getireceğini ve ABD’nin Orta Doğu politikasını desteklediğini açıkça söylemekteydi. 2005 Martı’nın son günlerinde Gadiri başta olmak üzere Suriyeli muhaliflerle ABD yönetimi arasındaki rutin toplantılardan biri daha gerçekleşmiştir. Görüşmenin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Adam Ereli, bu görüşmenin Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’ı devirme amaçlı bir girişim olmadığını ifade eden bir açıklama yapmıştır.

Hayatının büyük bölümünü Amerika’da geçirmiş bir Suriyeli olarak Gadiri, gerek ülkesindeki gelişmeleri gerekse Orta Doğu’daki dönüşümleri, bir Batılı gibi oryantalist bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. Değerlendirmelerinde Orta Doğu’nun ve Suriye’nin kendine özgü siyasi, sosyal ve ekonomik gerçeklerini göz önüne almayan Gadiri, Suriye’de var olan hassas siyasi dengelerin bozulmasının Suriye’yi kaosa götürebileceğini görememektedir. Bununla birlikte Beşşar Esad ile baba mirası Baas rejimini ayrı ayrı değerlendirmesi gerekirken Beşşar’ a karşı topyekün dışlayıcı bir yaklaşım tarzı benimsemiştir. Oysaki Arap dünyasının dördüncü kuşak liderleri arasında reform ve değişime gerek kafa gerek enerji olarak en fazla hazır olan kişinin Beşşar Esad olduğu rahatlıkla söylenebilir. Beşşar, ülkesinde babasından kalan siyasi ve ekonomik mirası eski düzenden kalan yönetici elit ve çıkar gruplarına rağmen demokratik ve özgürlükçü bir yapıya sokabilir. Beşşar bu konuda büyük çaba harcamakla birlikte zaman zaman ülke içinden engellemelerle karşılaşmaktadır. Suriye halkı da kültürel kimlik olarak bütünleşmiş yapısı, siyasi ve fikirsel birikimi ile değişimi yapabilecek alt yapıya sahiptir. Suriye’de var olan otoriter sistemin hala devam etmekle birlikte Beşşar’ ın iktidarı sürdürdüğü beş yıl boyunca siyasi ve ekonomik dışa açılım yönünde önemli adımlar atılmıştır. Kişi başına düşen milli geliri bin doların altında olan Suriye’de hızlı bir demokratik dönüşümün gerçekleşmesi zor bir olasılıktır. Suriye’de hızlı bir siyasi reform süreci yerine ekonomik reformlarla beraber yürütülecek siyasi reformları kapsayan bir reform paketi daha olumlu sonuç verecektir. Bu reform süreci sırasında büyük güçlerin Suriye’yi sistem içine çekmek ve dönüşümü teşvik etmek için diplomatik temaslar ve ekonomik yardım yoluyla desteklemesi, ülkedeki demokratik dönüşümün başarı şansını artıracaktır. Belki de 20.yy içinde sürekli otoriter-tek adam rejimlerine sahne olan Arap Orta Doğusu ilk defa Suriye’de demokratik nitelikli bir devlet modeline sahip olacaktır.

Türkiye’nin Suriyeli Muhaliflere Karşı Tutumu

Ferid Gadiri’yi daha yakından tanıyınca “Türkiye Cumhurbaşkanı'nın Şam'a gitmesini diktatoryal bir rejime dolaylı destek sayıyoruz” sözlerini de ABD yönetiminin Türkiye’ye gönderdiği dolaylı mesajlardan biri olarak algılamamızın çok da yanlış olmayacağını görmekteyiz. Türkiye yönetimi ile Gadiri veya diğer Suriyeli muhaliflerle arasında bir iletişim ve işbirliği ortamını kurulması olasılığı en fazla ABD yönetimini mutlu edecektir. Fakat Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda hareket eden bağımsız bir bölgesel güç olması, uzun diplomatik çabalar sonucu ortak siyasi, ekonomik ve güvenlik alanları oluşturduğu Beşşar Suriyesi’ nin varlığından kolay vazgeçmeyeceğini göstermektedir. Türkiye için Suriye, Arap Orta Doğusu’na karşı uygulayacağı açılımcı dış politika anlayışında etkinlik ve itibar sahibi olduğu önemli bir kaledir. İstikrarsızlıkların ve güvenlik boşluklarının olduğu bir bölgesel ortam, Türkiye’nin iç ve dış politika hedeflerine büyük zarar verecektir. İkinci olarak da Gadiri’nin söylediği gibi Türkiye karar alıcıları, bir diktatöre destek olmak için değil bölgedeki en köklü demokrasiye sahip ülkenin temsilcileri olarak öncelikle barış ortamını ve demokratik değerleri yaygınlaştırıp istikrarlı bir bölgesel ortam yaratmak için Suriye’ye gitmektedir. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Sezer’in Şam ziyareti dikkatli okunursa bölge için ifade ettiği değer daha iyi anlaşılacaktır.

Son olarak Ferid Gadiri, Türkiye’nin Beşşar Esad yönetimi ile ilişkilerini en alt düzeye indirilmesi ve acı çeken Suriye halkının demokratik mücadelesinin desteklenmesi gerektiğini söylerken yakın bir gelecekte Türk yöneticilerden destek istemek için Türkiye’ye gelme yönünde arzusunu da sözleriyle ortaya koymaktadır. Gerçekleşecek böyle bir ziyarete Türk karar alıcıların nasıl tepki vereceği muhakkak ki, o dönemin iç ve dış politik ortamıyla alakalı olacaksa da 2000 yılında Hafız Esad’ın ölümü üzerine Suriye’de demokratik bir yönetim kurma mücadelesine destek istemek için Türkiye’ye gelen Beşşar’ ın amcası Rıfat Esad’ın ziyaretine benzeyecek ve Türk yönetiminden destek bulamayacaktır.